Hashimoto Tiroiditi Tanıdı Pediatrik Hastalarda Eşlik Eden Otoimmün Hastalıkların Sıklığının Araştırılması


Dr. Öğr. Üyesi GİZEM GENCAN

Tez Türü: Yüksek Lisans

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, Ankara Çocuk Sağlığı Ve Hastalıkları Hematoloji Onkoloji Sağlık Uygulama Ve Araştırma Merkezi, Tıp Fakültesi, Dahili Tıp Bilimleri Bölümü, Türkiye

Tez Danışmanı: Banu Çelikel Acar

Tezin Onay Tarihi: 2019

Tezin Dili: Türkçe

Özet:

Hashimoto Tiroiditi Tanılı Pediatrik Hastalarda Eşlik Eden Otoimmün Hastalıkların Sıklığının Araştırılması

Giriş ve amaç: Hashimoto tiroiditi (HT), iyotun yeterli olduğu bölgelerdeki çocuklarda ve adolesanlarda guatrın ve kazanılmış hipotiroidinin en yaygın nedenidir. Patogenezinde otoimmünite rol oynamakla birlikte, genetik yatkınlık ve çevresel etmenler de önemlidir. Biz bu çalışmada hastanemiz Çocuk Endokrinoloji Kliniğinde tanı alan ve takip edilen 5-18 yaş arası HT’li hastalarda eşlik eden diğer otoimmün hastalıkların birlikteliğinin araştırılmasını amaçladık.

Gereç ve yöntem: Çalışmaya Sağlık Bilimleri Üniversitesi Ankara Şehir Hastanesi Çocuk Endokrinoloji Kliniğinde HT tanısı almış 5-18 yaş arası 220 hasta alındı. Hastaların başvuru yaşı, cinsiyet, aile öyküsü, başvuru yakınmaları, eşlik eden hastalıkları, fizik muayene ve laboratuvar bulguları ile klinik izlem bilgileri dosyalarından retrospektif olarak incelendi.

Bulgular: 220 hastanın %77,7 si kızdı, yaş ortalaması 13,8±3,3 yıl bulundu. Hastaların %51,4’ünde ötroidi mevcuttu. Hastaların %97’sinde anti TPO, %74’ünde ise anti Tg pozitif bulundu. Hastaların en sık başvuru şikayeti (%15,1) boyunda şişlikti. Tiroid ultrasonografisinde tiroidit bulgusu hastaların %95’inde mevcuttu. Hastaların %36,4’ünün ailesinde otoimmün hastalık öyküsü mevcuttu.

HT ile incelenen 220 hastanın 45’inde (%20,4) ek otoimmün hastalık eşlik ediyordu. Hastalarda en sık görülen otoimmün hastalıklar tip 1 diabetes mellitus (T1DM) (%14), çölyak hastalığı (%5), cilt hastalıkları (%2,7), romatolojik hastalıklardı (%1,3).

HT ile takipli olan hastalardan ek otoimmün hastalık olan grupta erkek hasta sayısı (%35,6), otoimmün hastalık olmayan gruba göre (%19,9) istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksekti (p=0,016). Subklinik hipotiroidi oranı ek otoimmün hastalık olmayan grupta istatistiksel olarak anlamlı yüksekti (p<0,001). Anti Tg yüksekliği ile ek otoümmün hastalık görülmesi arasında istatistiksel anlamlı ilişki saptandı (OR=2,32 (%95 CI; 1,16-4,56). Anti Tg yüksekliği olan hastalarda ek otoimmün hastalık görülme oranı 2,32 kat artmaktaydı.

Hastaların cinsiyetleri ile tiroid fonksiyon durumları ve tiroid otoantikorları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki yoktu (p=0,507). Ancak çölyak hastalığı görülme oranı kız hastalarda (%43,5), erkek hastalara göre (%6,7) istatistiksel olarak anlamlı yüksekti (p=0,014). T1DM görülme oranı ise erkek cinsiyette (%93,8), kız cinsiyete göre (%52,2) istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulundu (p=0,007).

Sonuç: HT genetik duyarlı bireylerde çevresel ve yapısal faktörlerin tiroid antijenlerine karşı otoimmün reaksiyonun gelişimini tetiklediği organa özgü otoimmün bir bozukluktur. Çalışmamızda da gösterildiği gibi T1DM, çölyak hastalığı başta olmak üzere otoimmün hastalıkların HT ile birlikteliği söz konusudur. HT'de, her iki cinsiyeti de etkileyen, yaşla beraber artan otoimmün hastalık gelişme riski olduğu akılda tutulmalıdır. Özellikle erkek cinsiyette ve anti Tg yüksekliği olan HT hastalarının otoimmün hastalık gelişimi yönünden düzenli takiplerinin yapılması gerekmektedir.